ÇKÇLFLSF ÇEKİÇLE FELSEFE

Etnisite

 18 Nisan 2026
  
Yazar: Nur Seda Korkmaz
  
Editör: inci

Etnik sözcüğü eski Yunanca, ulus anlamına gelen “ethnos” sözcüğünden türemiştir. Sıfat hali olan “ethnicus” ile Latinceye giriş yapar. 14.-19. yüzyıllarda “yabancılar, ötekiler, bizimle aynı dini paylaşmayanlar” anlamlarında kullanılmıştır. Anlaşılacağı üzere siyasi bir sözcük olmaktan uzaklaşmıştır. Birleşmiş Milletler kaynaklarında, dünyada 5000 civarında etnik grup olduğu belirtilmektedir. 200 civarında da ulus-devlet bulunmaktadır. Ulus-devlet sayısında her yıl artış yaşanırken, etnik grup sayısı giderek azalmakta. Bu azalmayla birlikte dillerde de bir sadeleşme söz konusudur. Egemen diller, azınlık dillerini adeta piyasadan kovmakta. Kaybolmakta olan diller için “Az Kullanılan Diller Avrupa Bürosu” açılmıştır. Türkiye’de ise bizimle birlikte yaşayan çeşitli halkların konuştuğu diller (Lazca, Kürtçe vs.) toplumsal tabu oluşturmaktadır. Dil kullanımı neyin uygun ve yalın olduğu konusunda görüşlerle, dilin hakimiyet alanları bir kutsallık ve ihlale veya ihmale karşı bir korumacılık duygusu ile kuşatılmıştır.

Ulus kavramı genelde bir etnik grup ile özdeşleştirilir. Oysa dünyadaki etnik gruplardan sadece %4’ü bir ulus-devlete sahiptir. Bu hesapla, bir ulus-devletin içerisinde birçok etnik grubun yaşadığı sonucuna ulaşabiliriz. Yani, etnik kültürler açısından homojen olan çok az ulus-devlet vardır. Örneğin, Japonya. Azınlıktaki bir etnik grubun ise devlete egemen olduğu durumlar çok enderdir. Örneğin, Güney Afrika Cumhuriyeti. Çoğu ulus-devlet bir etnik grubun yönetiminde yaşarken, Kanada ve Belçika da olduğu gibi, iki grup tarafından da yönetilebilmektedir. Eğer bir etnik grup, bir ulus-devletle özdeşleşmişse, kendini etnik olarak tanımlamayabilir (İngiliz, Türk gibi). Çünkü halk arasında etnik olan göçmendir, ötekidir. Çoğunluk halk, birlikte yaşadığı insanlar arasında ayrım yapmakta ve onları dışlamaktadır. Bu durum azınlıklar içinde geçerlidir.

“Irk” ve “etnik” terimleri sadece sosyal bilimlere ait bir terim değil, aynı zamanda günlük dile de yerleşmiştir. Güney Afrika’daki siyah-beyaz çatışması “ırksal” çatışma olurken, siyah-siyah çatışması “etnik” çatışma olarak basında yer almaktadır. Kategorilerin yaratılmasında ve kullanılmasında hep zorluk yaşanır. Etnik grup ve ırk terimlerinin genel, siyasi ve idari söylemlerdeki kullanımı, analitik bir ayrım yapabilmemiz için kılavuzluk yapmaz. Çünkü bu terimler, yıllar boyunca birbirlerinin yerine kullanılmıştır. Irk terimi, klasik anlamıyla, fiziksel veya görünür farklılıklarla ilişkilendirilmektedir. Etnik veya etnik grup ise, en temelde kültürel farklılıklar bağlamında değerlendirilir. Sosyolojik açıdan önemli olan şey, farklılıklardan ziyade bu farklılıklara yüklenen anlamlardır.

Sosyal bilimlerdeki etnisite anlayışı etnik aidiyet duygusunun öznel oluşunu vurgular. Kimlik hem psikolojik hem de sosyolojik bir terimdir. Bireylerin kendini tanımlayıp hayatını buna göre idame ettirmesini ve gruplarla ilişki kurup kurmamasını da sağlar. Kimlikler, tepeden inme veya birey tarafından seçilir. Siyasi cemaatler buna bir örnektir.

Kavramsal Gelişim

Etnik terimi, yanlış bir tarihsel değerlendirmeden etkilenmemiştir. Etnik grup kavramı konusunda bütün yorumcular, kavramın, bireyin kendisini kendisi gibi olanlardan biri olarak görmesini sağlayan sosyal kolektif kimlik oluşumuna karşılık geldiği konusunda hemfikirdir. Yani, grup diye bir şey yoktur. Fakat, insanların kendilerini ötekilerden ayırdığı sosyal ilişkiler vardır. Etnisiteyi, sosyal bir süreç olarak insanların kolektif ya da bireysel açıdan sosyal yaşamlarında etraflarına çektikleri hareketli sınırlar ve kimlikler olarak algılamamız gerekir.

Marx ve Weber gibi düşünürler etnisitenin modernleşme ile birlikte eriyip gideceğini düşünüyorlardı. 21. yüzyıl ile birlikte, etnisite ve ırkçılığın ciddi katliamlara ve savaşlara dönüştüğü bir ortama girildi. Son dönemde etnisite -özellikle sosyolojide- araştırılması gereken bir sorunsala dönüştü. Son 15 yılda “kimlik” üzerine makaleler yazıldı. Melez kimliklerden bahsedildi. Oysa, kimliklerin, her şeyin ötesinde olasılıklar barındırdığına değinilmedi. Kimlik, çağdaş insan ve sosyal bilimlerde giderek önem kazanan bir kelime haline gelmiştir.

İçinde bulunduğumuz çağ “göç çağı” olarak adlandırılıyor. Dünyada yaklaşık 100 milyon göçmen, 20 milyon sığınmacı var. Bu insanlar gittikleri ülkelerde etnik grup olarak isimlendirilmektedir. Çünkü gittikleri yerlere kendi dillerini, kültürlerini, yaşam tarzlarını beraberinde götürürler. Göç ülkeler arası olabileceği gibi, aynı ülkede şehirler arası da olabilir. Göçler her ne kadar çeşitli nüfusların birbirine karışması potansiyelini taşısa da, etnik melezleşme o kadar kolay değildir. Göçmen sınıf, yerli halktan uzak durur ya da uzak tutulur. Dünyanın kaynakları ve olanakları eşitsiz dağıtıldığı sürece, insanlar bir şekilde göç edecektir. İnsanlar göçtükçe de, nüfuslar karışacak ve etnisiteler daha karmaşık hale gelecektir.

Modern dünyada -yani son 300-400 yılda- dünyada etnikleşme ve ırksallaşmanın birçok yeni bağlamı doğmuştur. Avrupa devletlerinin askeri, siyasi ve ekonomik gücünün yayılan etkisi bu duruma neden olmuştur. Afrikalı işgücü=köle ve Avrupalı beyaz=özgür denklemi yıllar geçtikçe somutlaşmaya başlamıştır. Etnisiteyi incelerken, belli tarihsel kaynaklara bağlı olarak belirgin bir şekilde farklılık gösteren kolektif kimlikleri ve örgütlenmeyi de inceleriz.

Etnisiteye dair görüşleri 5 grupta toplayabiliriz;

  1. Veri Etnisite = Evvelden gelen, toplumsal yaşamın değişmez verisi olarak algılanan kültürel bağlılıklardır. Kişi, diğer insanlara -kendi sevgisinden değil- ortak menfaat ve zorunluluk yüzünden bağlıdır.
  2. Akışkan veya faydacı etnisite = Koşullar gerektirdiğinde oluşan, amaca ulaşmak için araç olarak kullanılan grup aidiyeti şeklinde açıklanabilir. Bireyler, işlerine geldiğinde kendi etnik kimliklerini öne çıkarır. Diğer bireylere de aynı şekilde işine geldiği gibi, kendinden ayırır, sınırlar koyar veya umursamaz.
  3. Yapılandırılmış etnisite = Zaman içinde gelişmiş ve yapılanmış, insan yaratısı etnisitedir.
  4. Mantıki seçim modeli = Bireysel tercihleri ön planda tutan bir yaklaşımdır. Etnik örgütlenmeler menfaatlerine hizmet ettiği sürece, bireyler oraya tabi olur.
  5. Post-yapısalcı ekol = Bu görüşte ise, kimlik, ırk, etnisite evrensel gerçek değildir. Gelenek ve alışkanlıklarla dilde gerçeğin yerini tutan tanımlardır.

Sonuç

Son zamanlarda yaşanan Filistin-İsrail savaşıyla, soykırım ve zorunlu göç terimleri gündeme gelmiştir. Soykırım = Etnik, dini, ulusal veya başka bir ortaklıkları olan grupları, bile isteye öldürmektir. Bosna’da yaşanan iç savaş sonrası soykırım, etnik temizlik olarak adlandırılmaktadır. Zorunlu göç = Savaş, politik baskı veya tehcir gibi, bir ülkeden zorunlu olarak sürülmek veya uzaklaşmak zorunda kalmak. Fakat son zamanlarda, zorunlu göçü ekonomik bağlamda kullanmak yaygınlaştı. Örneğin, Türkiyeli işçilerin Avrupa’daki durumu.

Etnik terimini hemen hemen her alanda görmekteyiz. Bireylerin aidiyet duygusunu pekiştirir.Bir etnik gruba dahil olmak kimlik arayışımızın da temel yapı taşlarından biridir.  Kimlik arayışları, cemaat tarihini zamanın derinliklerine götürme çabası milliyetçilikle beraber gelişiyor. Bazen de yok sayılmış gruplar kendini koruma ihtiyacıyla milliyetçiliğe sarılıyor. Tarihin tozlu sayfalarında araştırma yapmak, bunu daha çok körüklüyor. Yurttaş milliyetçiliği ile etnik milliyetçiliğini birbirinden ayırmalıyız. Bu ayrımı şöyle adlandırabiliriz. Yurttaş milliyetçiliği, ilke olarak herkese açık ve sonradan da kazanılabilir. Etnik milliyetçilikte ise, ortak ata bulunması şarttır. Sözün özü, yurttaş milliyetçiliği asimilasyona daha yatkın. Etnik milliyetçilik ise, en başından ayrımcıdır.

Kaynakça

  • Çağırkan, B. (2016). Göç, Hibrit Kimlik ve Aidiyet: Yeni Toplumlar, Yeni Kimlikler. İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ, 5(8),2613-2623 https://doi.org/10.15869/itobiad.281840
  • Fenton, S. (1999). Etnisite (çev. Şad, N.) Ankara: Phoneix Yayınevi.
  • Somersan, S. (2004). Sosyal Bilimlerde Etnisite ve Irk. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
  • Yayak, A. (2018). Etnik Kimlik Algısının Dört Boyutu. İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ ARAŞTIRMALARI DERGİSİ, 7(2), 778-788 https://doi.org/10.15869/itobiad.346514
Nur Seda Korkmaz

Nur Seda Korkmaz

Yazar açıklaması yok

0 0 oylar
Değerlendirme
Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
En Eski
En Yeni En çok oyalan
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

İlginizi Çekebilir

E-POSTA BÜLTENİNE KATIL