ÇKÇLFLSF ÇEKİÇLE FELSEFE

Freud’a Dönüş ve Lacanyen Psikanaliz

 03 Mart 2026
 - 
 Haktan Tay
 - 
Mustafa Canikligil

Freud’a Dönüş

Psikanaliz camiasının hiç kuşkusuz en tartışmalı isimlerinden biri Fransız Psikanalist Jacques Lacan’dır. Lacan, hayatının son dönemlerinde, 1980 yılında Caracas’ta verdiği ve ardından psikanaliz tarihine son büyük müdahalesi olarak geçecek olan seminerinde, “C’est à vous d’être lacaniens, si vous voulez. Moi, je suis freudien” — “Siz Lacancı olabilirsiniz ama ben Freudcuyum” — ifadesini kullanır (Lacan, 1980). Psikanaliz pratiğinin aslını anlamak ve gelişimini sağlamanın yolunun Freud’u anlamakta yattığını söyler. Lacan, kendisinin psikanalize katkıları konusunda mütevazı bir tavır sergileyip kendi katkılarının da Freud’un metinlerinden çıkarılabileceğini öne sürer. Bu tutum, Lacan’ın kuramsal yeniliğini küçümsemekten değil; psikanalitik bilginin kökenine duyduğu derin bağlılıktan kaynaklanmaktadır.

Görsel 1: Sigmund Freud’un Berggasse 19’daki çalışma ofisi, Viyana, 1938. Fotoğraf: Edmund Engelman / Sigmund Freud Museum Vienna arşivi.

Freud’a dönüş hareketi, 1950’li yılların başlarından itibaren kendini gösterdi. Psikanaliz, Amerikan toplumlarında büyük bir yankı uyandırmasıyla birlikte önemli ölçüde değişimlere uğramıştır. Bu dönüşümün temel tarihsel zemini, 1930’lar ve 1940’larda Avrupalı psikanalistlerin büyük bölümünün Nazi zulmünden kaçarak ABD’ye yerleşmesidir. Bu göç dalgası, psikanalizi Amerikan pragmatizminin ve klinik taleplerin baskısıyla yeniden şekillendirmiştir. Lacan, Amerikan psikanalizinin — özellikle ego psikolojisinin — Freud’un fikirlerinden ciddi şekilde saptığını düşünmektedir. Heinz Hartmann, Ernst Kris ve Lacan’ın bizzat kendi analisti olan Rudolph Loewenstein gibi isimlerin öncülüğünde ego psikolojisi, Hartmann’ın “çatışmasız ego alanı” (conflict-free ego sphere) kavramı çerçevesinde bireyin gerçekliğe uyum sağlaması üzerine yoğunlaşmıştır (Lacan, 2006). Bu yaklaşım, Freud’un keşfi olan bölünmüş özneyi (Spaltung), arzu dinamiklerini ve bilinçdışının özerkliğini geri plana iterek psikanalizi uyum odaklı bir pratiğe dönüştürmüştür.

Lacan’a göre gelinen bu durum psikanalizin ruhunu ortadan kaldırmıştır. Lacan psikanaliz camiasının Freud’un orijinal fikirlerinden ne kadar uzaklaşıldığını göstermek amacıyla Freud’un metinlerini dilbilim, felsefe ve matematik gibi disiplinlerle birlikte yeniden okumaya girişmiştir. Bu çabanın ilk somut girişimi, 1953 yılında Roma’da sunduğu ve “Söz ile Dilin Psikanalizdeki İşlevi ve Alanı” başlığıyla bilinen söylemdir (Lacan, 2006). Lacan burada Saussure’ün dilbiliminden ve Jakobson’ın yapısalcı analizinden ilham alarak “bilinçdışının dil gibi yapılandığını” öne sürmüştür. Özellikle Jakobson’dan alınan metafor ve metonimi eksenlerini Freud’un rüya işinde tanımladığı yoğunlaşma (Verdichtung) ve yer değiştirme (Verschiebung) mekanizmalarıyla özdeşleştirmesi, bu kuramın en özgün ve etkili hamlesini oluşturur. Lacan’ın öne sürdüğü bu bilinçdışı artık karanlık, derinlerde yatan bir güç değil; dilde, söylemde, boşluklarda ve kaymalarda kendini gösteren yapısal bir ağdır.

1963 yılında IPA (Uluslararası Psikanalitik Birliği), SFP’yi (Fransa Psikanaliz Derneği) tanımak için Jacques Lacan’ın derneğin eğitim analistliği listesinden çıkarılmasını ön koşul olarak öne sürer. Tanınma müzakereleri 1959 Kopenhag Kongresi’nde görevlendirilen IPA komisyonuyla başlamıştır. IPA, Lacan’ın değişken süreli seans uygulamasını ve psikanalitik ortodoksiye yönelik eleştirel tutumunu ısrarlı biçimde sorun olarak göstermiştir. SFP üyelerinin çoğunluğunun bu koşulu kabul ettiği 19 Kasım 1963 tarihli genel kurulun ardından Lacan, artık SFP bünyesinde eğitim analizi yürütemez hale gelir (Roudinesco, 1997). Yaşanan tüm bu hadiseler, onu kurumsal psikanalizden kopararak daha özgür ve deneysel bir çalışma ortamına yönlendirir. 21 Haziran 1964’te Lacan, “Je fonde – aussi seul que je l’ai toujours été dans ma relation à la cause psychanalytique – l’École Française de Psychanalyse” — “Psikanaliz davasıyla ilişkimde her zaman olduğum gibi, yalnız başıma, École Française de Psychanalyse’yi kuruyorum” — sözleriyle okulunu tek başına ilan eder. Bu okul kısa süre içinde École Freudienne de Paris (EFP) adıyla anılmaya başlanır (Roudinesco, 1997). Seminerlerini Sainte-Anne Hastanesi’nden ayrılarak École Normale Supérieure ve hukuk fakültesi (Faculté de droit du Panthéon) gibi mekânlarda sürdürmüştür. Bu dönemde Lacan, Freud’un kavramlarını matematik ve topoloji gibi alanlardan da faydalanarak — Borromeo düğümleri ve Möbius şeridi gibi matematiksel imgeler aracılığıyla — yeniden formüle etmeye başlamıştır (Lacan, 1998a; Lacan, 2016). Bu topolojik araçlar yine Lacan’ın psikanaliz dünyasına kazandırdığı imgesel, simgesel ve gerçek kayıtlarının (RSI) birbirini nasıl tuttuğunu ve nasıl çözüldüğünü görselleştirmek için kullanılmıştır.

Lacan, dilbilimsel ve yapısal yönlere odaklanarak bilinçdışının dil (langage) ile ilişkili olduğunu savunur (Lacan, 2006). Bu doğrultuda psikanalizde yeni kavramlar ve çalışma alanları ortaya çıkmıştır. Lacan’ın kuramının temeli, üç temel kayıt üzerine kuruludur: imgesel (Imaginaire), simgesel (Symbolique) ve gerçek (Réel). Bu üç kayıt — kısaca RSI — Borromeo düğümünün halkalarıyla modellenir; herhangi birinin çözülmesi diğer ikisini de dağıtır. Bunların yanı sıra arzu, jouissance, bilinçdışı özne ve nesne a da kuramın temel kavramları arasındadır. Büyük Başka (Autre) ile küçük başka (autre) arasındaki ayrım da bu kuramda belirleyici bir yer tutar: Büyük Başka, özneyi önceleyen simgesel düzeni — dili, yasayı, kültürel kodu — temsil ederken, küçük başka öznenin kendini yansıttığı imgesel karşıtı, yani ego için bir tür ayna figürü işlevindedir.

Psişik oluşum ile dil ve yasayı temsil eden Büyük Başka (Autre) arasındaki ilişki, Lacan’ın en özgün katkılarından birini oluşturmaktadır. Baba’nın Adı (Nom-du-père), öznede bastırmayı olağan kılan ve Başka ile ilişkiyi düzenleyen bir kavramdır (Lacan, 1993); simgesel düzenin taşıyıcısı olarak özneyi dile ve kültüre bağlar. Baba’nın Adı’nın simgesel kaydedilmeyip dışlanması — Lacan’ın forclusion (dışlama/atma) adını verdiği mekanizma — psikozun yapısal koşulunu oluşturur. Bu durumda dışlanan gerçek düzlemde, örneğin sanrı ve varsanı biçiminde geri döner. Yine bir Lacan katkısı olan ayna evresi ise öznenin 6-18 aylık dönemde kendi yansımasıyla özdeşleşerek bedenini bütünlüklü bir imge olarak kavramaya başladığı anı tanımlar (Lacan, 2006). Bu an bir bütünlük yanılsamasıdır: özne kendini her zaman dışarıdan gelen, Başka tarafından sunulan bir imge üzerinden kurar ve bu yabancılaşma (aliénation) egonun kuruluşunu kalıcı biçimde işaretler. Lacan, kültürel bağlamımız ile psişik yapılar arasında sıkı bir ilişki olduğunu öne sürer ve bu yapıların tarihsel, toplumsal dinamiklerle şekillendiğini vurgular. Bu kuramsal çerçevenin analiz pratiğine nasıl yansıdığı ise Lacanyen psikanalizi anlamak için belirleyici bir sorudur.

Lacanyen Psikanaliz

 

Lacanyen psikanalizin amacının, semptomu veya sorunları bastırmaya çalışmaktan ibaret olmadığı açıktır. Bu psikanalitik yaklaşımın odağı, analizanın bilinçdışının dil gibi nasıl yapılandığını tanımasına ve bu yapıyla olan ilişkisini dönüştürmesine alan açmaktır. Lacan’ın analiz anlayışında semptom, bastırılması ya da yok edilmesi gereken bir şey değil; öznenin kendi varoluşuna ve arzusuna dair söylenemeyen bir gerçeği barındıran, anlam yüklü bir oluşumdur. Lacan’ın geç dönem çalışmalarında bu kavram daha da derinleştirilmiştir. Sinthome olarak yeniden adlandırılan bu yapı (Lacan, 2016), artık yalnızca çözülmesi gereken bir mesele olarak değil, öznenin tekil varoluş biçimini tutan, imgesel, simgesel ve gerçek kayıtlarını birbirine bağlayan dördüncü halka olarak ortaya atılmıştır. Bu perspektiften bakıldığında, psikanalitik sürecin hedefi semptomu ortadan kaldırmak değil; öznenin kendi sinthome’uyla yaşanabilir bir ilişki kurmasını sağlamaktır.

 

“Bir kişinin, herkesi rahatsız etmesi için samimi bir şekilde konuşma çabası göstermesi yeterlidir” (Lacan, 1973-1974).

“Analizde bastırılmış olanın en büyük kısmı, diğer tüm yöntemlerle kıyaslandığında, en çok rüyalar yoluyla ortaya çıkar” (Freud, 1923, s. 117).

 

Lacan’ın analiz pratiği; analistin, analizanın konuşmasındaki boşlukları doldurmak yerine bu boşlukları dikkatle dinleyip duymaya odaklanmasına dayanmaktadır. Freud’un “serbest dalgalanan dikkat” (gleichschwebende Aufmerksamkeit) olarak adlandırdığı bu dinleme biçimini Lacan daha da radikalleştirir. Analist, analizanın söyleminde tekrar eden motifleri, dil kaymalarını, çelişkileri ve susmaları bir anlam sistemi olarak — bilinçdışının kendini açma biçimleri olarak — okumayı öğrenmelidir. Lacan, standart uygulamaların her vakaya uyarlanmasına değil, her vakanın kendi özgün mantığının ve özgün dil dokusunun keşfedilmesine önem verir; zira her öznenin bilinçdışı kendi tarzında yapılandırılmıştır.

Görsel 2: Jacques Lacan, 15 Eylül 1976’da Sorbonne’da verdiği bir ders sırasında. Fotoğraf: Edoardo Fornaciari / Getty Images.

Lacanyen psikanalizde analistin tutum, yargı, beklenti ve kaygılarının analiz sürecine müdahale edebilme riskinden dolayı bu pratiğin kesin sonuçları yoktur. Lacan’ın aktarım (transferans) kuramında bu risk daha da belirginleşir. Aktarım, analizanın analistini bilen özne (sujet supposé savoir) konumuna yerleştirmesi, yani analistin kendi arzusunun gerçeğini biliyor olduğunu varsayması üzerine kurulur (Lacan, 1998b). Bu varsayım, analizanın analiste yönelimini mümkün kılar ve analizin ilerlemesini sağlar; ancak analistin bu konumu benimseyerek gerçekten “bilen” rolüne kayması durumunda analiz tamamen işlevini yitirir. Lacan, analistin bilen özne pozisyonunu oynamasını şiddetle eleştirir. Bu konumlanma, Lacan’a göre tedaviyi engelleyen en önemli unsurdur; zira analizan kendi arzusunu sorgulamak yerine analistin onayını arar hale gelir.

 

“Analist, hem kendisinde hem de dış dünyada her zaman yeni bir şey keşfetmeyi ummalıdır” (Freud, 1912, s. 117).

“Her şeyi, psikanalizin ne olduğunu analizanlarımdan öğreniyorum” (Lacan, 1976, s. 34).

 

Bu tutum, analistin konumunu köklü biçimde dönüştürür. Lacan’a göre analist, objet petit a’nın konumunu üstlenir (Lacan, 1998b).  Bu konum analistin bir nesneye indirgenmesi değil, analizanın arzusunu harekete geçiren nedeni — doldurulmayan boşluğu — temsil etmesidir. Objet petit a, gerçek bir nesne değil; dile girişle birlikte gerçek kayıttan simgesel tarafından özümsenemeyen, her zaman geride kalan artık bir kalıntıdır ve tam da bu nedenle arzuyu sürekli canlı tutan, hiçbir zaman ele geçirilemeyen şeydir. Lacan’a göre analist tam da bu konumu benimsemeli ama kendi kişiliğiyle, kendi yorumlarıyla ya da kendi arzusuyla doldurmamalıdır. Bu nedenle Lacanyen psikanaliz, analistin kendi analizini tamamlamasını ve kendi eksikliğiyle (manque) yüzleşmesini gerektirir.

Lacanyen psikanaliz, semptomları ortadan kaldırmayı ya da analizana mutluluk hali vermeyi birincil amaç olarak edinmez. Psikanaliz bunun sonucunda mutlu olmayı vadedemez. Bu yaklaşım, analizanın kendini bir özne olarak inşa ederken dolanmış olduğu semptomları anlamayı hedefler.  Semptom burada patoloji olarak değil, öznenin arzusunu dile getirme ve jouissance’ını örgütleme biçimidir. Lacanyen psikanalizin sonuna (la fin de l’analyse) ilişkin bir diğer temel kavram ise temel fantazm’ın aşılmasıdır (traversée du fantasme). Analiz boyunca analizan, arzusunu ve jouissance’ını düzenleyen temel fantazmı — öznenin varlığını Başka’nın arzusuyla ilişkilendiren o temel senaryoyu — tanımayı ve onun ötesine geçmeyi öğrenir. Bu süreç, semptomu yok etmez; ama özneyle semptomu arasındaki ilişkiyi kökten dönüştürür.

Lacan, psikanaliz pratiğini yaparken IPA (Uluslararası Psikanaliz Derneği) tarafından belirlenmiş olan 45-50 dakikalık seans kriterine uymamıştır. IPA’nın Lacan’ı eğitim analistliğinden uzaklaştırmasının temel gerekçelerinden biri de bu uygulaması olan değişken uzunlukta seanslar (séances à durée variable) olmuştur. Kendi pratiğinde bazen saatlerce süren analizleri, bazen de birkaç dakikada bitirdiği seansları olmuştur. Bu kısa seansları kendi kavramı olan kesme (la coupure) ile sonlandırmıştır (Lacan, 2006). Kesme tekniği, analizanın söylemindeki belirleyici bir anda — bir duraksama, bir soru ya da bir sessizlikle — seansın aniden bitirilmesidir. Bu beklenmedik kapanma, analizanın söylemine olan yatırımını artırır; bilinçdışı materyalin sonraki seansta daha canlı ve işlenebilir biçimde tezahür etmesini sağlayabilir.

“Seansların belirli bir uzunlukta olması kuralına titizlikle uymamız ve sergilediğimiz yansızlık, bizi belirgin bir şekilde eylemsizlik yolunda tutar; ama bu eylemsizliğin bir sınırı vardır” (Lacan, 2006, s. 314).

Lacanyen psikanalizin temel hedeflerinden biri, analizanı kendi egosunun dışında tutup dışarıdan bir başka gibi izleyebileceği bir alan açmaktır. Ego, ayna evresinde oluşan yabancılaşmış imgeyle özdeşleşme üzerine kuruludur. Tam da bu yüzden egonun söylemine bağlı kalmak, öznenin kendi bilinçdışı gerçeğine erişimini engeller. Analizde açılan boşluk, öznenin bu özdeşleşmeyi sorgulamasına ve kendini bölünmüş, eksik ve arzulayan bir özne olarak kavramaya başlamasına zemin hazırlar (Lacan, 2006).

Temel hedeflerden bir diğeri, analizana dilin bilinçdışına açılan bir yol olduğunu göstermektir. Dilde ortaya çıkan kaymalara ve tekrarlara bakarak başka’ların söylemleri ile analizanın arzusu arasında oluşan boşluk görülmeye başlanır. Analizan arzusuyla yüzleşme yaşar: arzu artık dışarıdan elde edilecek bir nesne olarak değil, nesnesizliği içinde sürekli devinen bir hareket olarak kavranır. Bu hareketi mümkün kılan ise objet petit a’dır (Lacan, 1998b) — arzunun nedeni — nesnesi, her yeni nesnenin ardında yeniden kaçan o ulaşılamaz kalıntı. Genel hatlarıyla Lacanyen psikanaliz, bir şeyleri iyileştirmekten ziyade onun nasıl oluştuğunu ve ne anlama geldiğini analizanla birlikte keşfetmeyi amaçlar.

Nitekim Lacan, Seminer XVII: Tepetaklak Psikanaliz / Psikanalizin Aksi’nde ego psikolojisinin “egolar arası iş birliği” ve “gelişimsel yeniden yapılandırma” söylemini açıkça hicveder (Lacan, 2007). Lacan’a göre psikanaliz, birbirine uyum sağlayan iki ego arasındaki terapötik bir ortaklık değildir; aksine bu tür bir konumlanma, analistin bilen özne pozisyonuna kaymasının en tehlikeli biçimini temsil eder. Analizin sonuna (la fin de l’analyse) işaret eden şey ise tam da bu yanılsamanın çözülmesidir: Analizan, analistine yüklediği bilme varsayımını geri çeker; kendi arzusunun gerçeğini başkasına yüklemek yerine üstlenir. Bu öznel yoksunlaşma — Lacan’ın destitution subjective olarak adlandırdığı, öznenin kendi temel fantazmıyla ve Başka’ya olan bağımlılığıyla yüzleştiği an — Lacanyen psikanalizin gerçek sonucudur.

 

Kaynakça

  • Freud, S. (1912). Recommendations to physicians practicing psycho-analysis. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Cilt 12, ss. 111–120). Hogarth Press.
  • Freud, S. (1923). Remarks on the theory and practice of dream-interpretation. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Cilt 19, ss. 109–121). Hogarth Press.
  • Lacan, J. (1973–1974). Séminaire XXI: Les non-dupes errent [Yayımlanmamış seminer].
  • Lacan, J. (1976). Conférences et entretiens dans des universités nord-américaines. Scilicet, 6/7, 5–63.
  • Lacan, J. (1981). Le séminaire de Caracas. L’Âne, 1, 30–31.
  • Lacan, J. (1993). The seminar of Jacques Lacan, Book III: The psychoses (R. Grigg, Çev.) (J. A. Miller, Ed.). W. W. Norton & Company. (1981)
  • Lacan, J. (1998a). On feminine sexuality, the limits of love and knowledge: The seminar of Jacques Lacan, Book XX, Encore, 1972–1973 (B. Fink, Çev.) (J. A. Miller, Ed.). W. W. Norton & Company. (1975)
  • Lacan, J. (1998b). The four fundamental concepts of psychoanalysis: The seminar of Jacques Lacan, Book XI (A. Sheridan, Çev.) (J. A. Miller, Ed.). W. W. Norton & Company. (1973)
  • Lacan, J. (2006). Écrits: The first complete edition in English (B. Fink, Çev.). W. W. Norton & Company. (1966)
  • Lacan, J. (2007). The other side of psychoanalysis: The seminar of Jacques Lacan, Book XVII (R. Grigg, Çev.) (J. A. Miller, Ed.). W. W. Norton & Company. (1991)
  • Lacan, J. (2016). The sinthome: The seminar of Jacques Lacan, Book XXIII (A. R. Price, Çev.) (J. A. Miller, Ed.). Polity Press. (2005)
  • Roudinesco, É. (1997). Jacques Lacan: An outline of a life and history of a system of thought (B. Bray, Çev.). Columbia University Press. (1993)
Haktan Tay

Haktan Tay

Yazar açıklaması yok

0 0 oylar
Değerlendirme
Abone Ol
Bildir
guest
0 Yorum
En Eski
En Yeni En çok oyalan
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle

E-POSTA BÜLTENİNE KATIL